Yayık Han, kudretli suların ilahi ruhudur. Irmakların, göllerin ve tüm su kaynaklarının hâkimi, taşan sellerin ve hayat veren nehirlerin efendisidir. Yeryüzündeki her su damlası onun nefesiyle hareket eder. Yerden sular fışkırtarak kurak toprakları canlandırır. Ruhu çağlayanların coşkusunda, fırtınalı denizlerin öfkesinde ve sakince akıp giden derelerin huzurunda hissedilir. Gökyüzünün üçüncü katında bir tahtı olsa da yeryüzündeki evi on yedi kutsal ırmağın kesiştiği yerdedir. Öfkelenirse evinden çıkar ve nehirler taşar, seller yeryüzünü sarar ve iradesi suyun kudretinde yankılanır.
Vaktinde Nama Basat adlı büyük bir insan kahraman olarak tanınmıştır. Kötülüğe karşı savaşan bu alp aynı zamanda Tepegöz’ü öldüren de kişidir. Cesareti, doğruluğu ve tanrılara olan yakınlığıyla Ülgen’in dikkatini çekmiştir. Dolayısıyla yaklaşan büyük tufandan haberdar edilmiştir. Nama, insan ve hayvanların soyunu kurtarmak için sandal ağacından bir gemi inşa etmiş ve tufan sonrası ererek ilahi bir bedene yükselip Yayık Han adıyla Bay Ülgen’in oğlu olarak tanrı mevkisine ulaşmıştır. Bu yüzden insanlığın kurtarıcısı ve ikinci atası olarak kabul edilir.
Genç bir adam suretindedir. Üzerinde suların yansımasını taşıyan gök mavisi bir kaftan vardır. Bazen su yılanı veya su ejderhası kılığına da bürünebilir. Elinde boz alevli şimşekten dokunmuş bir kamçı taşır ve ne zaman onu savursa gökler gürler, sağanak yağmurlar yeryüzüne iner. Gökkuşakları onun dizginleridir.
O yalnızca suların efendisi değil, aynı zamanda kamların yol göstericisi ve onların göğün katmanlarını aşan yolculuğunda Bay Ülgen ile iletişime geçmesini sağlayan yegâne aracısıdır. Bunun için kamlar ayin sırasında Yayık Han’ın suretini temsilen beyaz kumaştan kuklalar yapar. Bu kuklalar iki kayın ağacına gerilir ve böylelikle Yayık Han kutsal yolculuklarına rehberlik eder. Fakat o sadece kamların değil, yeryüzündeki tüm insanların koruyuculuğu vazifesini taşır. Kutsal başkent Ötüken’in koruyucu ruhu da yine odur.
Yayık Han aracılık görevini bazen üst dünyadan alt dünyaya inerek de gerçekleştirir. Yeni doğan bebeklere Süt Gölü’nden birer damla getirerek onlara hayat verir. Onun kutsal doğası sadece dünyayı değil, insan ruhlarını da temizler. Bir ölünün ardından yapılan kırkıncı gün töreninde evi arındıran ve yaşayanları kötü ruhlardan temizleyen de odur. Ölü ruhlar tarafından kaçırılan hayvanları geri getirme gücüne de muktedirdir.
Yayık Han’ın lütfunu kazanmak için bahar aylarında ilk sağılan kısrak sütüyle yulaf unu karıştırılır ve onun adına saçı saçılır. Bu adak onun sularına şifa, bereket ve saflık getirmesi için sunulur. Onun rızasını kazananlar suyun arındırıcı kudretiyle korunur, şefkatiyle beslenir. Ancak Yayık Han unutulursa suyun öfkesi seller aracılığıyla gelir, nehirler yükselir ve yeryüzü onun gazabıyla sarsılır. Su kutsaldır ve her damlası Yayık Han’ın nefesini taşır. İnsanlar aile içinde ve toplumda suya büyük bir saygı göstermekle yükümlüdür. Eğer bu saygı zedelenirse su gücünü geri çeker ve toprak çatlar, nehirler kurur. Geçmişte suya saygısızlık edenlerin köylerinin susuzluktan kavrulduğu görülmüştür. Su, hem yıkayanın hem de yıkananın kaderini belirleyen bir aynadır, ve Yayık Han o aynanın içindeki hakikattir.