
Ulukayın, Kayra Han’ın mukaddes eliyle yaratılmış, yaşamın ve ölümün döngüsünü koruyan hayat ağacıdır. Dünyanın tam merkezinde yer alır. Kökleri yeraltının en derin katmanlarına inerken dalları ise göklerin en yüksek bölümlerini sarıp sarmalar. Dokuz dallı, sekiz gölgelidir ve her dalı varoluşun farklı bir yönüne uzanır. İnsanlık bu dokuz daldan yaratılmıştır.
O gökleri tutan ve yeryüzünü sabitleyen direktir. Erlik köklerine, Ülgen ise dallarına atlarını bağlar. Dünyalar arası bir köprü, ölümlülerin erişemediği âlemlere açılan bir kapıdır. İnsan ruhları küçük birer kuş eşkâlinde onun gövdesinden ve dallarından yükselip yolculuklarını tamamlar. Kimileri göğe doğru kanat çırpar, kimileriyse yeraltına iner.
Yaşam ağacının dalları gümüşten, yaprakları ise altındandır. Her dalında yetmiş yaprak bulunur ve bu yaprakların her biri at derisi büyüklüğündedir. Dallarından biri güneşe, diğeri ise aya uzanır. Gövdesinden hayat veren ve canlandıran sarı renkli Bengisu akar. Bu suyu içen hastalıktan arınır, ömrü uzar. Zirvesinde çift başlı kartal Öksökö oturur ve ağacın etrafında dönerek onu korur. Sahibi Umay Ana’dır ve yeryüzüne inerken onun dallarına tutunur. Kübey Hanım da yine bu ağacın gövdesinde yaşar. Ulukayın yalnızca kamlar ve hükümdarlar tarafından görülebilir. Fakat bazı özel insanlar rüyalarında da onun ihtişamına tanık olabilir.
Ulukayın, kayın ağaçlarının en büyüğüdür ve bu yüzden kayınlar kutsal kabul edilir. Bay Ülgen insanları yaratırken Umay Ana ile birlikte kayın ağaçlarını da aynı anda yeryüzüne indirmiştir. Kam ritüellerinde insanların pek uğramadığı ormanlarda yetişen kayın ağaçlarının dalları kullanılır. Özellikle Kayra Han için adanan kurbanlar kayın ağacı etrafında kesilir. Kam davullarının çemberi kayın ağacından yapılır ve üzerine kayın figürü işlenir. Zira kayın, hayat ağacı Ulukayın’ın dünyadaki yansınımıdır.
Kayın ağacı yalnızca kutsal bir sembol değil, aynı zamanda insanlara fiziksel olarak da yardımcı olan bir canlıdır. Kabuğu bütünüyle soyulabilir ve bu yüzden ilkel çağlardan beri barınak olarak kullanılmıştır. Dallarından yay yapılır, dalsız budaklarından oklar şekillendirilir. Gövdesi de mucizevidir, çizildiğinde tıpkı bir annenin sütü gibi besleyici ve şifalı bir sıvı salgılar. Bu süt hem yaralıları iyileştirir, hem de açları doyurur.
Ulukayın’ı doğrudan göremeyen insanlar yeryüzündeki yansımalarına hürmet göstermelidir. Her ağaç özünde onun bir parçasıdır. Bu yüzden ağaçların etrafında kurban kesilir, dua edilir, çaput bağlanır. Çocuk isteyen kadınlar ağaç dallarına renkli yazmalar sararak dilek dilerler. Âlemler arası birer aracı görevi gördükleri için her kam kendisini temsilen bir ağaç dikmek zorundadır. Mezarlara da yine Ulukayın’ın yaşam ve ölüm döngüsünü temsil etmesi için ağaç dikilir. Ulukayın mevcudiyetin direği, hayatın ve ölümün ortak köprüsüdür. Onun manevi gölgelerine sığınanlar bereket bulur, şifaya kavuşur. Ancak ağaçlara ve kayına saygısızlık edenler köklerinden kopmuş bir dal gibi kuruyup yok olmaya mahkûm bırakılır.
Ulukayın Koleksiyonu, Türk mitolojisindeki dokuz figürü tek bir anlatıda bir araya getirir. Her biri farklı bir katmanı, gücü ve denge unsurunu temsil eder. Gök Tanrı’nın sınırsız iradesinden Kayra Han’ın mutlak kudretine, Bay Ülgen’in ışığından Erlik Han’ın karanlığına kadar her figür Ulukayın’ın bir dalı, kökü ya da gölgesidir. Gökbörü yol gösterir, Alaz Han ateşiyle arındırır, Yayık Han suları taşır, Bayanay doğayı ve soyları korur. Tepegöz ise dengenin bozulduğunda neler olabileceğini hatırlatan bir uyarıdır. Tıpkı Ulukayın’ın dalları misali, biri olmadan diğerinin öyküsü eksik kalır.